Annesinin ve büyükannesinin ocak başında yaptığı sohbetleri dinleyerek başladı mutfak yolculuğu. Yaptığı her yemekte bir anı, her anının bir yemeği vardı onun hayatında. Dayısı için hazırlanan çorba, annesi gibi yapamadığına inandığı kestaneli sufle, zayıflattığını söylediği mayonez. Hepsinin bir yeri vardı onda. Mutfağı bir terapi merkezi olarak görüyordu veya yeri geldiğinde bir kaçış noktası . Herkesten daha farklı daha ilginç anlamlar yükledi çoğu zaman mutfağa. Satır aralarına eklediği yemek sevgisi, mutfağın anlamı ve hayata ilişkin ilk derslerini ateş başında annesinden aldığını söylüyordu. Meksika mutfağına bol bol yer verdiği gibi bazı zamanlar fikir değiştirip İspanyol yiyeceklerine de merak saldığı da oldu. Damağının ve midesinin kıymetini bilen, yeniliklere açık olan biriydi. Bazı bölümlerde onun için özel olan yemeklerin ve tatlıların tariflerini vererek başlıyordu sözlerine tabii onları öğrenirken yaşadığı olayları da anlatarak. Yaşamın evin içinde yaşandığında değer kazandığını söyleyip, kızı ve eşi için yemekler yapıyordu.
Meksika mutfağından bahseder de acı biberden bahsetmez olur mu? Kurbağasından tut kuşuna kadar yada balığından mısırına kadar yenilen her yiyeceğe mutlaka acı biber eşlik ediyordu yani ediyormuş. :) Üstelik acı biber Meksika mutfağında o kadar kutsal bir yiyecekti ki sadece mutfaklarında değil yaptıkları büyülerde ve sihirlerde, sağlık sektöründe, doğumu kolaylaştırmada hatta bebeği sütten kesmede bile kullanılıyordu.
Mutfak sevgisine felsefi bir yorum kattı. Farklı bir dille ve üslupla okurlara sundu. Mutfağı hayat felsefesi haline getirmiş insanlar bu kitabı ve başkaları içinde tavsiye etmeli.
Yeni yılın ilk günlerini yaşadığımız bugünlerde çalıştığım için bir yılbaşı yazısı yazamadım. Ama dilerim ki 2016 önce ülkemize sonra da bizlere huzur, barış, mutluluk getirir. Gönlünüzden geçen ne varsa gerçekleşmesi dileğimle....
